ulus-devletÇokuluslu şirketler ulus-devlet temelinde düşünmüyor artık. Mobilya satıcı IKEA nerede olduğuna bakmaksızın en iyi tedarikçilerle çalışacaktır. Niçin bir Finlandiya’da, bir Norveç’te, bir de İsveç’te şubemiz olsun ki? Tabii ki bir Kuzey büronuz olacak. Almanya ve Avusturya’da ayrı şubelerimiz niçin olsun ki? Avrupa’nın Almanca konuşulan bölümü için tek şube yeter. Başka analiz birimleri –dil, kültür, yaş, iklim, cinsiyet, hayat tarzı, cinsel tercihler- çok daha anlamlıdır.

Ulus-devletin gerilemesi, uluslararasılaşmanın iş hayatında ve onun ötesinde önemli bir güç olarak yükselmesine ayrılmaz şekilde bağlıdır. Kurumsal açıdan bakarsak, şimdiye kadar tanık olunmamış bir küreselleşmeden geçiyoruz. Bir kere, tantana ve gerçek uyum içinde. İster Avrupa Birliği, ister Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması, isterse de Asya ve Pasifik Ekonomik İşbirliği aracılığıyla olsun, kritik kararlar uluslar üstü düzeye taşınıyor. Üstyapılar kuruyoruz. Ne yazık ki üstyapıların iyi işlediğini gösteren pek fazla delil yok. Günümüzün ticari kuruluşlarından çoğunun böyle çözümleri terk etmelerini açıklayabilir belki bu. Birleşmiş Milletler uzun zamandan beri körleşmiş bir araç. Avrupa Birliği yirmi-otuz yıl öncesinin, her şeyi her yerde yapmak isteyen, ama sonuç olarak hiçbir şeyi iyi yapamayan hırslı şirketlerine benziyor.

Ekonomik bakış açısından, ulus-devlet elindeki iktidar dizginlerini devrediyor. Küresel bir dünyada yaşıyoruz. Günümüzün pazarları ulusal olmaktan çok sanal ve uluslararası. Enformasyon sınır tanımıyor. Makro düzeyde, insanlığın karşılaştığı hayati sorunlar ve fırsatlar artık yerel diye nitelendirilemez. İşşizlik bir Hollanda, bir Fransız sorunu değil; çevre kirliliği sadece Almanların ya da Türklerin başa çıkması gereken bir şey değil. Böyle alanlardaki ulusal çabalar özülmeye değer, ama doğaları gereği cerrahi müdahale gerektiren bir durumda yara bandı kullanmaya benziyor.

Böylesine küresel sorunlarda ulus-devlet, işe yarar kararlar almak için çok küçük bir birim olarak kalıyor. İşşizlik, kirlilik, yoksulluk ve diğer benzer sorunlar daha büyük kararlar almak üzere daha büyük orgranları gerektiriyor.

Burada paradoks ortaya çıkıyor. Ulus-devlet çok küçük bir birim, ama bir yandan da başka bazı durumlarda çok büyük. Ulus-devlet her geçen gün küçük sorunlarımızda bize yardım edemez durumda, hatta bazen buna isteksiz görünüyor. Çocukların okul durumu ne olacak? Anneanemin hastalığıyla kim ilgilenecek? Ulus-devlet bana yardım edebilir mi? Ulus-devlet iki arada bir derede kalmış görünüyor: Büyük sorunlarda etkili olamayacak kadar küçük, küçük sorunlarda etkili olamayacak kadar büyük.

Amerika’daki Clinton dönemine bakın. Büyük sorunlarda diğer ulus-devletlerle ittifak yapmak zorunda kaldı. Başarı hanesine yazılan şeylerin hemen hepsi dış politikayla bağlantılı ve diğer ülkelerle işbirliği içinde hareket etmenin sonucu. Bireyleri etkileyen küçük sorunlara gelince, belirgin bir biçimde karışık bir sicili var –ABD sağlık sistemii Başkan Clinton’un çabalarına karşın aksamaya devam eriyor. Bakalım Obama ne yapacak?

No related posts.