Üçüncü Bilgi Devrimi
Bilgi iktidardır sözü açık seçik bir özdeyiştir. Yıllardan beri gelişigüzel ve muğlak bir tarzda kullanılmıştır. Defalarca ve de yüksek sesle söylemişizdir bunu; ancak ne kadar bağıra çağıra söylersek söyleyelim, alttan alta bunun doğru olmadığı yönünde bir inanç vardı. İşin gerçeği şu ki güç iktidardı veya bilgi her ne ise onu iktidar belirliyordu. Şimdi bilgi sahiden de iktidarda. Avazımızın çıktığı kadar ve de bütün inancımızla söyleyebiliriz bunu. İstediğiniz bütün gücü kullanın. Duvarları yıkın, tehdit edin, tatlı sözlerle ikna etmeye çalışın. Sizden daha zeki, daha hızlı ve daha aç biriyle uğraşıyorsanız, bir yere varamazsınız. Uyanık bir hafif sıklet, hantal bir ağır sıkleti her zaman yener—boks ringi dışında. Neanderthal adamı ortadan kalkalı çok oldu; şimdi Neanderthal davranış ve düşünce biçimine de veda etmenin zamanıdır.
Kuşkucu olanlar bilginin para kazanma işindeki rolünün yeni olmadığını söyleyeceklerdir. Haklı olabilirler. İnsanlık ilk bilgi devriminin şafağını 1455 yılında yaşadı. Johan Gutenberg’in baskı makinesini icat etmesi enformasyonu her zamankinden daha fazla ulaşılabilir kıldı. Beş yüz yıl kadar sonra radyo ve televizyon hayatımıza hükmetmeye başladığında ikinci dalgayla sarsıldık. Garip bir şekilde 1990′larm başları üçüncü dalganın gelişine sahne oldu. Time dergisinin kısa bir süre önce belirttiği gibi, 500 TV kanalı yerine artık milyonlarca web sitesi var.
Üçüncü bilgi devrimini böylesine farklı kılan şey ölçeği ve hızı. Dünyanın tarih boyunca yetiştirdiği bilimcilerin yüzde 90 kadarının şu anda hayatta olduğu hesap ediliyor. ABD ordusu Vietnam Savaşı‘nı yürütürken askerlerin yalnızca yüzde 15′i yüksekokul mezunuydu. Çöl Fırtınası Harekatı‘nda ise askerlerin yaklaşık yüzde 99,3′ü yüksekokul diploması sahibiydi.
Bilgi ülkelerin, şirketlerin ve bireylerin yeni savaş alanı artık. Hepimiz her geçen gün işimizi yapmak, uzun dönemde ise varlığımızı sürdürmek için daha fazla bilgi isteyen koşullarla yüz yüze geliyoruz. Bilginin etrafını duvarla öremezsiniz. Bilgiyi yalıtamazsmız. Hayatın içindedir bilgi. Telefon hatlarından hışırdar. Havada dolaşır, sanal âlemde gezinir. İnsan soyunu sarıp sarmalar.
World Wide Web‘in hızla yayılması neredeyse her şeyin herkes için her an ve her yerde ulaşılabilir hale gelmesini sağlıyor. Eğer bilgi iktidarsa, şimdi iktidar potansiyel olarak her yerdedir. Değişikliklerin ve fırsatların boyutları, bunu sahici bir devrime dönüştürüyor. Böyle dönemlerde hepimiz sürekli eğitimsiz (ya da az eğitimli) olmaya mahkûmuz. Tıpkı bir zamanlar Sokrat’m dediği gibi: “Bildiğim tek şey hiç bir şey bilmediğimdir.”
Devrimci manifesto korkutucu bir süratle dünyayı dolaşıyor. Bir zamanlar, birey veya şirket olarak, bilgi üzerinde oldukça uzun bir süre tekel kurmak mümkündü. Bir şirket 1950′de parlak bir fikri yakaladığında, diğerlerinin bu fikrin üstüne atlaması, hatta farkına varması belli bir zaman alırdı. Yirminci yüzyıl başlarmm ve ortalarmm temel model sayılan şirketleri ingiliz cam imalatçısı Pilkington, Güney Afrikalı madencilik şirketi De Beers ve Amerikan devi Xerox gibileriydi. Bunlar çoğu zaman firmaya özgü avantajlardan küresel düzeyde 20 ve hatta 30 yıl istifade ederlerdi—onları benzersiz kılan da buydu. Ülke üstüne ülke ekleyerek tedrici ve kademeli bir uluslararasılaşma süreci izleyebilirlerdi. Arjantin’i ele geçirebilir, ardından Peru’ya yönelebilir ve bu şekilde yollarına devam edebilirlerdi. Gözünün yaşma bakmadan dünyayı tahakküm altına alabilirlerdi.
Durum artık böyle değil. Günümüzde bilgi artık uluslararası düzeyde ve anında yayılıyor. İş dünyasındaki en iyi uygulamalar daha önce olmadığı kadar hızla ortalığa saçılıyor. İşletmecilik okulları ve üniversiteleri püf noktalarını amansız bir randımanla herkese öğretiyor. 1960′larda ABD işletmecilik okullarından yılda 5.000 işletmecilik yüksek lisans öğrencisi mezun oluyordu. Bugün bu sayı 75.000′dir. 1967′de Britanya’da bu türden iki işletmecilik programı vardı. 1995′te programların sayısı 130′a ulaştı. ABD’de ise şimdi yaklaşık 800 program mevcut. Her yıl dünyaya işletmecilik yüksek lisanslı 100.000 kişi salmıyor. Mezuniyet kutlamasından sonra ayılmaya çalışırken, biryandan da bilgilerinin büyük bölümünün daha şimdiden eskidiğini düşünerek kafalarını elleri arasına alıyor olsalar gerek.
Bilgi yayılıyor. Danimarka işitme cihazları şirketi Oticon farklı bir örgütlenme biçimine, bildiğimiz hiyerarşi yerine proje temelli örgütlenmeye yöneliyor, kırtasiyeyi kaldırıyor, yeni bir ofis mimarisi getiriyor. Yenilikçi ve yaratıcı bir gelişme. GE‘den Jack Welch sınırların olmadığı bir örgütlenme konsepti geliştiriyor, balinayı bir yunus sürüsüne dönüştürüyor. Bir de bakıyorsunuz ki bu parlak fikirler hemencecik örnek olay çalışmalarında kâğıda dökülüvermiş. Kuruluşlar kıstas alıyor, etrafta olup bitenleri kolluyor. İşin incelikleri yayılıyor. Öteki şirketler Oticon ve GE’i taklit ediveriyor. Bilgi bir kere ortaya çıktı mı, öldürücü bir virüs gibi, artık durdurulamıyor.
« İyiki doğdun! Next Post