Siyasal partiler
Siyasal partiler eskiden idealler üzerine inşa edilmiş kurumlardı. Soldan sağa kadar modern partilerin çoğu, tek meseleli gruplar olarak dünyayı değiştirme amacıyla yola çıkmıştı. Zaman içinde sağlık, eğitim, adalet, emeklilik sistemleri, askerlik hizmeti gibi konulardaki görüşlerle birer kanaat yığışımına dönüşme yönünde evrim gösterdiler. Sorun şu ki, insanlar artık görüşlerinde tutarlı değiller. Her birinin iyi ve kötü fikirleri olduğu için, bir dizi parti arasında bölüştüreceğimiz on oyumuz olsa daha yararlı olurdu. Tek parça bir siyasi ahenge yönelik çabalar, dünyaya deneyimlerimize uymuyor. Sonuç olarak kanaat yığışımları meşruiyetlerini kaybediyor, sadece küçümseme ve dudak büküşler karşılanıyor.
Bu kadar da değil. Geleneksel partiler coğrafi bir dünya içine de kısılıp kalmış durumda. Ulusal çerçeveyle sınırlı yapıları var. Peki ama, küresel çerçevede, uluslararası sermaye piyasalarını, çokuluslu şirketleri ve küresel süper uzmanları etkileyecek kararları kim alabilecek? Avrupa Birliği’nin ya da Birleşmiş Milletler’in bütün küresel sorunları ele alabileceğini, küresel liderlik eksikliğinin bu kurumlara daha fazla yetki vermekle giderilebileceğini umut etmek yerine, çözümlerimizi daha temelden bir kez daha düşünmeliyiz belki de. Belki daha geçerli bir seçenek, Birleşmiş Şirketler oluşturmak olabilir. Ne de olsa, Birleşmiş Milletler ulus-devletin hala güçlü ve geçerli bir analiz birimi olduğu bir dönemde kurulmuştu. Günümüzde dünyayı şirketler yönetiyor, bu durumun şirketleri nüfuz ve kontrol altında tutmak için yaratılmış kurumlara yansıtılması gerekir. Küresel süper kapitalizmin doludizgin gelişmesinin ortaya çıkardığı en büyük hayırsever George Soros bile aynı görüşleri ifade ediyor.
Yeni siyasal kurumlar konu ve sorun temeline dayanıyor, küresel bir yapı taşıyor. Bunlar Greenpeace ve Uluslararası Af Örgütü benzeri kuruluşlar. Genel kabul görme düzeyine çıkmak istediklerinde bunlar için sorun başlıyor. Örneğin, Alman Yeşiller Partisi çok sayıda soruna eğilen bir partiye dönüşme çabası içine girdi. Böylece dışarıda kalıp etkili tahrikçi yapısını korumak yerine, kurulu düzene ayak uydurdu, dişleri sökülmüş mecali kalmamış bir hale düştü. Sir Winston Churchill’in işaret ettiği gibi: “Önce yapılarımıza şekil veririz, sonra yapılarımız bize şekil verir.”
No related posts.
« Kendinizi yenileyin Next Post
Aile »