Dünya servetinin üçte birinden fazlasının, markalar halinde insanların akıllarında olduğu hesaplandı. Ama birçoğu için marka manzarası bir “ticari cehennem” oldu ve anti-tüketim rüşveti ana akım olmaya başlıyor. Esas problem şu ki insanlar artık markalar hakkında reklamlar yoluyla bilgi edinmekle ilgilenmiyor. Pazarlamacılar, başarılı olmak için duygusal bir bağ kurmalı, daha duyarlı ve işbirlikçi olmalı, müşterilerinden taraftarlar yaratmayı öğrenmeliler. Bununla birlikte çoğu risk korkusuyla donmuş haldeler ve skor tutmak ve karar almak için araştırma gruplarına dönmüş haldeler. Bu, bilinçli akılla ifade edilen …
İnsan dikkati, pazarlamanın başlıca meselesi. Gürültüden sıyrılmanın tek sağlam yolu sadeliktir. Bu, hiçbir zaman idrak maliyetine dâhil olmayan tek yaratıcı tekniktir. Popülerlik kolay tüketim gerektirir. “İlan ne?” diye sorun. Ders: Sadelik. Sadelik, tüm reklam sürecindeki herkesçe sürekli izlenmesi gereken bir değer olmalı. Trendler yaratıcılığın antitezidir. Birçok müşteri “Bana ‘şunun’ gibi bir şey yapın…” talebinde bulunur. Sonucunda birçok reklam bir birbirine benzer. Reklamlarınız insanlara özgün biçimde erişemezse, insanlar da ürünlerinize erişemeyecektir.
Şahane bir reklam, markanın servetini bir gecede değiştirebilir. İşte dönüşüm için …
Kazandık. Kapitalist zafer çağındayız. Dünyayı Pekin’den Baltimore’a, St. Petersburg’dan Singapur’a kadar fethettik. Batılı siyasi liderler bir zamanlar komünist nüfuzun ileri karakolları olan yerlerdeki yeni menkul kıymet borsalarını gezerken gülümsemelerini zor gizliyorlar. Bir gecede servet sahibi olan Çinli müteşebbislerle tanıştırıldıklarında, kendi marifetlerinden memnun olmanın gururuyla parlıyor işadamlarının gözleri. Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bu yana zafer havası hâkim. Kapitalizm über alles.
Yalnız küçük bir sorun var. Karl Marx haklıydı. Hepimiz Heathrow’a giden ilk uçağa yetişmeli, bir taksiye atlamalı ve Highgate Mezarlığını’na gitmeliyiz. Orada sarmaşıklarla …
Kaos çağı geri geldi. İnsan soyunun belirsizliğe iyi tepki vermemesinden kaynaklanıyor sorun. Değişim kaçınılmaz olarak tedirginliğe yol açıyor. Başvurulan genel çözümlerden biri özgürlüğü önemli ölçüde kısmak. Yirminci yüzyılın faşist hareketleri ekonomik karışıklık ve belirsizlik dönemlerinde ortaya çıktı. Halkların güçlü lider, belirsizliği azaltabilecek lider arzusunu haykırdığı dönemlerde yani. Günümüzde kararsızlar bir siyasi parti kadar kadar bir dinsel tarikata da katılma eğiliminde. İnsanlar gündelik hayatın karmaşıklığının ve belirsizliğinin ortadan kaldırılabileceği umuduyla yöneliyor buna. Gelir vergisi, işyerindeki politik oyunlar ya da kredi kartları …
Kapitalizm ile Hıristiyanlık arasında yakın ilişkiler vardır. Bildiğimiz şekliyle kapitalizm, yeni bir çalışma ahlakı getiren Protestan devrimi olmadan asla gelişemezdi. Martin Luther ibadet etmeleri ve çalışmaları –Latince ora et labora- gerektiğini söylemişti. Çalışma başlı başına iyi bir davranıştı, maneviyatı güçlendiren ve kibri azaltan bir biat edimiydi. Burada çıkan sonuç, çalışmanın asıl özünün o kadar önem taşımadığıdır. Çalışma iyidir. Aynı şeyleri tekrarlayarak bir makinenin başında 12 saat geçirseniz de çalışma iyi bir şeydir. Çalışma edimi iyidir; o halde çalışmaya can atmalısınız …
Çokuluslu şirketler ulus-devlet temelinde düşünmüyor artık. Mobilya satıcı IKEA nerede olduğuna bakmaksızın en iyi tedarikçilerle çalışacaktır. Niçin bir Finlandiya’da, bir Norveç’te, bir de İsveç’te şubemiz olsun ki? Tabii ki bir Kuzey büronuz olacak. Almanya ve Avusturya’da ayrı şubelerimiz niçin olsun ki? Avrupa’nın Almanca konuşulan bölümü için tek şube yeter. Başka analiz birimleri –dil, kültür, yaş, iklim, cinsiyet, hayat tarzı, cinsel tercihler- çok daha anlamlıdır.
Ulus-devletin gerilemesi, uluslararasılaşmanın iş hayatında ve onun ötesinde önemli bir güç olarak yükselmesine ayrılmaz şekilde bağlıdır. Kurumsal …