tvde kendimizi izliyoruz

Kaos çağı geri geldi. İnsan soyunun belirsizliğe iyi tepki vermemesinden kaynaklanıyor sorun. Değişim kaçınılmaz olarak tedirginliğe yol açıyor. Başvurulan genel çözümlerden biri özgürlüğü önemli ölçüde kısmak. Yirminci yüzyılın faşist hareketleri ekonomik karışıklık ve belirsizlik dönemlerinde ortaya çıktı. Halkların güçlü lider, belirsizliği azaltabilecek lider arzusunu haykırdığı dönemlerde yani. Günümüzde kararsızlar bir siyasi parti kadar kadar bir dinsel tarikata da katılma eğiliminde. İnsanlar gündelik hayatın karmaşıklığının ve belirsizliğinin ortadan kaldırılabileceği umuduyla yöneliyor buna. Gelir vergisi, işyerindeki politik oyunlar ya da kredi kartları konusunda kaygı duymak istemiyorlar. Kesinlik uğruna kuşkudan feragat ediyorlar. Gerçek inananların gözlerinde uzaklara yönelik bir bakışın dolaştığı söylenir. Gerçek inananlar için bu harfi harfine doğrudur. Kendilerini dışlamışlardır. Ne var ki, bir şeylere sürekli katılmalısınız-eğer o şey belirsizliği ve kuşkuyu ortadan kaldırıyorsa, muhtemelen uzun vadeli ruh sağlığınız için iyi olmayacaktır bu.

Bir azınlık ilahiler mırıldanıp liderinin peşinde uzaklarda kaybolarak belirsizlikle başa çıkarken, bir diğeri de televizyonu açıyor. Televizyon sizi işlerin daha da kötü olabileceğine ikna ediyor. Acun Ilıcalı örneğinde ifadesini bulan ucube televizyon şovlarının yükselişi maalesef bununla açıklanabilir. Bu program seyircilerin kendilerini normal hissetmelerini sağladığı için tuttu. Televizyonu kendimizin nasıl olduğunu kestirmek, yayındaki hilkat garibelerinden akılca, bedence ve paraca daha iyi durumda olduğumuza emin olmak için seyrediyoruz.

Belirsizlikten kaçınmak insan doğasının gereğidir. Şirketler belirsizliği azaltmaları için danışman çalıştırırlar. Madem ne olup bittiğini kestiremiyoruz, öyleyse böyle durumların üstesinden gelmeyi sağlayacak bir modele sahip şu gerçekten parlak insanları çağıralım. Danışman raporu şirketi rahatlatıcı ilaçtan başka bir şey değildir.

İş dünyasında model, çerçeve ve varsayım bolluğundan geçilmiyor. Bunların hepsi de Prozak’ın yönetim versiyonları, yani garantili belirsizlik azaltıcıları. Yöneticiler – ki devrimle pek bağdaştıkları söylenemez- yönetim gurularında kendi mesihlerini, kendi dinsel tarikatlarını yaratmışlardır.

Belirsizliği azaltma şirket hayatının törensel bir yanıdır. Bir işe başladığınızda bir-iki gününüzü bir alıştırma kursunda geçirirsiniz. Kuruluş size nasıl davranacağınızı söyler. Şık, dostça bir şirket diliyle bezenmiştir, ama olup biten temelde budur. Bu tür kaygısız şirket kesinlğiğinin artık yerini karmaşıklığa bırakması gerektiği kanısındayım. Bence optimal çözüm karmaşıklığı gidermeye çalışmak değil, onu kucaklamak olmalı. Karmaşıklık korkutucudur, ama büyüleyicidir de. Onunla yüz yüze gelecek cesarete sahip olmalıyız.

Böyle bir yaklaşım aklımızı koruyabilir. Ne de olsa, kendinizi kesinliğe bakarak ölçtüğünüzde sallantıda kalır ve bunalıma düşersiniz. Her şey akışkanlık içinde olduğuna göre, sabit olan tek şey bireydir. Kendinize ne kadar güveniyorsanız, o ölçüde iyi çıkar resminiz.

Yakın geçmişte rollerimiz önceden belirlenirdi. Okul ya da şirket gerekli tarihsel senaryoyu verirdi. Artık durum öyle değil. Doğaçlama tiyatro dünyasında başarılı olmak için kendinize sorular sormalısınız. Kendinizi ve hedeflerinizi tanımalısınız. Bireyler açısından bir tür “hedeflerle yönetim” dir bu. Kendinizi tanımlamak iyi bir hayat kurmanın tek yoludur. Liderlere, kuruluşun bütün kademelerine yeni bir görev yüklüyor bu. Belirsizlik üretmeleri gerekir. Gerçek liderler insanları sınamadan geçirir. Onları kontrol altına almaya kalkmaz, özgür bırakır.