İyiki doğdun!
Ağaç her gün meyve vermez. Konuşmayan ağaçlar da var. Ne dallarında çiçekler gülümser baharları, ne çiçeklerinde arılar dolaşır. Konuşmayan ağaçlar da var.
Zindanda söylenen şarkıyı kim dinler? Zindanda söylenen şarkı ölüm kokar, zincir kokar, küf kokar. Ölüm açacak kapısını bir sabah o zindanın, ardına kadar. Yalnızım…
Kuşlar gibi geçiyor günler önümden, cıvıldamıyorlar. Günler tren, günler mavi ufuklarda eriyen birer ümit. Kanatlarından yakalayamıyorsun kuşları. Tren sessiz gidiyor rüya ülkelerine.
Karanlık yağıyordu göklerden. Soğuk ve ıslak… Yerden karanlık fışkırıyordu, çamur gibi. Mezarlar arasından yürüyordum, düşe kalka. Bir ışık parıldadı gözbebeklerimde. Işık bir kulübeden geliyordu. Koştum. Kapı açıktı ardına kadar. Ama kulübe boştu. Bir avuç soğuk kül vardı ocakta. Belli ki zavallı yolcu sarhoştu.
Söz zehirli bir kama. Ama kelimelerin gönülde açtığı yarayı ancak kelimeler iyileştirebilir. Aşil’in kılıcı gibi söz. Kelimeleri ciddiye almamalı. Bir avuç konfeti onlar. Günlerin rüzgârı hepsini alır götürür. Bir rebabın tellerinden dökülen ses ne kadar rebabsa, kelime de o kadar insan. Kelime şuurun güneşinde eriyiveren bal mumundan düşüncelere giydirdiğimiz elbise. Kelime sinen, şahlanan, kanatlanan, kâh uçuruma atılan, kâh ufuklara süzülen rüya mahlûklarının boyunlarına takmak istediğim kement.
O sözleri söyleyen ben miydim? Hatırlamıyorum hiç birini, unuttum. Kaldım derinlerde, çok derinlerde, diplerde. Dalgınım o günden beri. Kendime kızmıyorum bile, nefret ediyorum. İğreniyorum. Hiç bu kadar yerin dibine girmiş, bu kadar aşağılık hissetmedim kendimi. Bir çocuk gibi başımı öne eğip küçük gözyaşlarıyla azarlanmak istiyorum. Hakaret duymak istiyorum senden, bir dolu hakaret. Ama yine göğsüne sokulmak, senin olmak istiyorum.
Gülüm, ne bir telefon açıp konuşmaya ne de bir mesaj atıp özür dilemeye cesaretim var. Dedim ya hiç bu kadar aşağılık hissetmedim kendimi. Aklıma hiçbir şey gelmiyor, ne bir doğum günü sürprizi ne de bir özür dileme. Ben o akşamda kaldım, o lanet olası hiçbir zaman hatırlamak istemeyeceğim akşamda.
Ya bırakalım o gece hiç yaşanmamış gibi devam edelim ya da sen beni bırak o gecede kalayım, her gün o anı yaşayayım. Kendimi affeder miyim bu yüzden, çok eminim. Asla. Ama senden af diliyorum. Anlatacağım nice hikayeler adına.
« Hikaye dinlemek istiyorum Next Post
Üçüncü Bilgi Devrimi »