<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hüseyin Erkmen</title>
	<atom:link href="http://www.huseyinerkmen.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.huseyinerkmen.com</link>
	<description>sosyal pazarlamacı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 Apr 2010 22:55:19 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Üçüncü Bilgi Devrimi</title>
		<link>http://www.huseyinerkmen.com/ucuncu-bilgi-devrimi-4/</link>
		<comments>http://www.huseyinerkmen.com/ucuncu-bilgi-devrimi-4/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 21:44:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Erkmen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi güçtür]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi iktidardır]]></category>
		<category><![CDATA[ge]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin erkmen]]></category>
		<category><![CDATA[jack welch]]></category>
		<category><![CDATA[sokrates]]></category>
		<category><![CDATA[time dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[üçüncü bilgi devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[xerox]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinerkmen.com/?p=222</guid>
		<description><![CDATA[Bilgi iktidardır sözü açık seçik bir özdeyiştir. Yıllardan beri gelişigüzel ve muğlak bir tarzda kullanılmıştır. Defalarca ve de yüksek sesle söylemişizdir bunu; ancak ne kadar bağıra çağıra söylersek söyleyelim, alttan alta bunun doğru olmadığı yönünde bir inanç vardı. İşin gerçeği şu ki güç iktidardı veya bilgi her ne ise onu iktidar belirliyordu. Şimdi bilgi sahiden de iktidarda. Avazımızın çıktığı kadar ve de bütün inancımızla söyleyebiliriz bunu. İstediğiniz bütün gücü kullanın. Duvarları yıkın, tehdit edin, tatlı sözlerle ikna etmeye çalışın. Sizden ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=bilgi" target="_blank"><em>Bilgi iktidardır</em></a> sözü açık seçik bir özdeyiştir. Yıllardan beri gelişigüzel ve muğlak bir tarzda kullanılmıştır. Defalarca ve de yüksek sesle söylemişizdir bunu; ancak ne kadar bağıra çağıra söylersek söyleyelim, alttan alta bunun doğru olmadığı yönünde bir inanç vardı. İşin gerçeği şu ki güç iktidardı veya bilgi her ne ise onu iktidar belirliyordu. Şimdi bilgi sahiden de iktidarda. Avazımızın çıktığı kadar ve de bütün inancımızla söyleyebiliriz bunu. İstediğiniz bütün gücü kullanın. Duvarları yıkın, tehdit edin, tatlı sözlerle ikna etmeye çalışın. Sizden daha zeki, daha hızlı ve daha aç biriyle uğraşıyorsanız, bir yere varamazsınız. Uyanık bir hafif sıklet, hantal bir ağır sıkleti her zaman yener—boks ringi dışında. <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Neanderthal" target="_blank">Neanderthal</a> adamı ortadan kalkalı çok oldu; şimdi Neanderthal davranış ve düşünce biçimine de veda etmenin zamanıdır.</p>
<p>Kuşkucu olanlar bilginin para kazanma işindeki rolünün yeni olmadığını söyleyeceklerdir. Haklı olabilirler. İnsanlık ilk bilgi devriminin şafağını 1455 yılında yaşadı. <a href="http://www.google.com.tr/url?sa=t&amp;source=web&amp;ct=res&amp;cd=1&amp;ved=0CAkQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Ftr.wikipedia.org%2Fwiki%2FJohannes_Gutenberg&amp;ei=hDyIS-evJoKj_AaapI3qBg&amp;usg=AFQjCNEq3spPqgsKqEU2dVt2YHV6gLKCfA" target="_blank">Johan Gutenberg&#8217;</a>in baskı makinesini icat etmesi enformasyonu her zamankinden daha fazla ulaşılabilir kıldı. Beş yüz yıl kadar sonra radyo ve televizyon hayatımıza hükmetmeye başladığında ikinci dalgayla sarsıldık. Garip bir şekilde 1990&#8242;larm başları üçüncü dalganın gelişine sahne oldu. <a href="htttp://www.time.com" target="_blank">Time</a> dergisinin kısa bir süre önce belirttiği gibi, 500 TV kanalı yerine artık milyonlarca web sitesi var.</p>
<p>Üçüncü bilgi devrimini böylesine farklı kılan şey ölçeği ve hızı. Dünyanın tarih boyunca yetiştirdiği bilimcilerin yüzde 90 kadarının şu anda hayatta olduğu hesap ediliyor. ABD ordusu <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vietnam_Savaşı" target="_blank">Vietnam Savaşı</a>&#8216;nı yürütürken askerlerin yalnızca yüzde 15&#8242;i yüksekokul mezunuydu. <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%B6rfez_Sava%C5%9F%C4%B1" target="_blank">Çöl Fırtınası Harekatı</a>&#8216;nda ise askerlerin yaklaşık yüzde 99,3&#8242;ü yüksekokul diploması sahibiydi.</p>
<p>Bilgi ülkelerin, şirketlerin ve bireylerin yeni savaş alanı artık. Hepimiz her geçen gün işimizi yapmak, uzun dönemde ise varlığımızı sürdürmek için daha fazla bilgi isteyen koşullarla yüz yüze geliyoruz. Bilginin etrafını duvarla öremezsiniz. Bilgiyi yalıtamazsmız. Hayatın içindedir bilgi. Telefon hatlarından hışırdar. Havada dolaşır, sanal âlemde gezinir. İnsan soyunu sarıp sarmalar.</p>
<p><a href="http://www.w3.org/" target="_blank">World Wide Web</a>&#8216;in hızla yayılması neredeyse her şeyin herkes için her an ve her yerde ulaşılabilir hale gelmesini sağlıyor. Eğer bilgi iktidarsa, şimdi iktidar potansiyel olarak her yerdedir. Değişikliklerin ve fırsatların boyutları, bunu sahici bir devrime dönüştürüyor. Böyle dönemlerde hepimiz sürekli eğitimsiz (ya da az eğitimli) olmaya mahkûmuz. Tıpkı bir zamanlar Sokrat&#8217;m dediği gibi: &#8220;Bildiğim tek şey hiç bir şey bilmediğimdir.&#8221;</p>
<p>Devrimci manifesto korkutucu bir süratle dünyayı dolaşıyor. Bir zamanlar, birey veya şirket olarak, bilgi üzerinde oldukça uzun bir süre tekel kurmak mümkündü. Bir şirket 1950&#8242;de parlak bir fikri yakaladığında, diğerlerinin bu fikrin üstüne atlaması, hatta farkına varması belli bir zaman alırdı. Yirminci yüzyıl başlarmm ve ortalarmm temel model sayılan şirketleri ingiliz cam imalatçısı Pilkington, Güney Afrikalı madencilik şirketi De Beers ve Amerikan devi Xerox gibileriydi. Bunlar çoğu zaman firmaya özgü avantajlardan küresel düzeyde 20 ve hatta 30 yıl istifade ederlerdi—onları benzersiz kılan da buydu. Ülke üstüne ülke ekleyerek tedrici ve kademeli bir uluslararasılaşma süreci izleyebilirlerdi. Arjantin&#8217;i ele geçirebilir, ardından Peru&#8217;ya yönelebilir ve bu şekilde yollarına devam edebilirlerdi. Gözünün yaşma bakmadan dünyayı tahakküm altına alabilirlerdi.</p>
<p>Durum artık böyle değil. Günümüzde bilgi artık uluslararası düzeyde ve anında yayılıyor. İş dünyasındaki en iyi uygulamalar daha önce olmadığı kadar hızla ortalığa saçılıyor. İşletmecilik okulları ve üniversiteleri püf noktalarını amansız bir randımanla herkese öğretiyor. 1960&#8242;larda ABD işletmecilik okullarından yılda 5.000 işletmecilik yüksek lisans öğrencisi mezun oluyordu. Bugün bu sayı 75.000&#8242;dir. 1967&#8242;de Britanya&#8217;da bu türden iki işletmecilik programı vardı. 1995&#8242;te programların sayısı 130&#8242;a ulaştı. ABD&#8217;de ise şimdi yaklaşık 800 program mevcut. Her yıl dünyaya işletmecilik yüksek lisanslı 100.000 kişi salmıyor. Mezuniyet kutlamasından sonra ayılmaya çalışırken, biryandan da bilgilerinin büyük bölümünün daha şimdiden eskidiğini düşünerek kafalarını elleri arasına alıyor olsalar gerek.</p>
<p>Bilgi yayılıyor. Danimarka işitme cihazları şirketi <a href="http://oticon.com/com/home.htm" target="_blank">Oticon</a> farklı bir örgütlenme biçimine, bildiğimiz hiyerarşi yerine proje temelli örgütlenmeye yöneliyor, kırtasiyeyi kaldırıyor, yeni bir ofis mimarisi getiriyor. Yenilikçi ve yaratıcı bir gelişme. <a href="http://www.ge.com/" target="_blank">GE</a>&#8216;den <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Jack_Welch" target="_blank">Jack Welch</a> sınırların olmadığı bir örgütlenme konsepti geliştiriyor, balinayı bir yunus sürüsüne dönüştürüyor. Bir de bakıyorsunuz ki bu parlak fikirler hemencecik örnek olay çalışmalarında kâğıda dökülüvermiş. Kuruluşlar kıstas alıyor, etrafta olup bitenleri kolluyor. İşin incelikleri yayılıyor. Öteki şirketler Oticon ve GE&#8217;i taklit ediveriyor. Bilgi bir kere ortaya çıktı mı, öldürücü bir virüs gibi, artık durdurulamıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseyinerkmen.com/ucuncu-bilgi-devrimi-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İyiki doğdun!</title>
		<link>http://www.huseyinerkmen.com/iyiki-dogdun/</link>
		<comments>http://www.huseyinerkmen.com/iyiki-dogdun/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 13:22:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Erkmen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinerkmen.com/?p=202</guid>
		<description><![CDATA[Ağaç her gün meyve vermez. Konuşmayan ağaçlar da var. Ne dallarında çiçekler gülümser baharları, ne çiçeklerinde arılar dolaşır. Konuşmayan ağaçlar da var.
Zindanda söylenen şarkıyı kim dinler? Zindanda söylenen şarkı ölüm kokar, zincir kokar, küf kokar.  Ölüm açacak kapısını bir sabah o zindanın, ardına kadar. Yalnızım…
Kuşlar gibi geçiyor günler önümden, cıvıldamıyorlar. Günler tren, günler mavi ufuklarda eriyen birer ümit. Kanatlarından yakalayamıyorsun kuşları. Tren sessiz gidiyor rüya ülkelerine.
Karanlık yağıyordu göklerden. Soğuk ve ıslak… Yerden karanlık fışkırıyordu, çamur gibi. Mezarlar arasından yürüyordum, düşe ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.huseyinerkmen.com/wp-content/uploads/2009/12/iyiki dogdun.jpg" alt="" width="300" height="318" />Ağaç her gün meyve vermez. Konuşmayan ağaçlar da var. Ne dallarında çiçekler gülümser baharları, ne çiçeklerinde arılar dolaşır. Konuşmayan ağaçlar da var.</p>
<p>Zindanda söylenen şarkıyı kim dinler? Zindanda söylenen şarkı ölüm kokar, zincir kokar, küf kokar.  Ölüm açacak kapısını bir sabah o zindanın, ardına kadar. Yalnızım…</p>
<p>Kuşlar gibi geçiyor günler önümden, cıvıldamıyorlar. Günler tren, günler mavi ufuklarda eriyen birer ümit. Kanatlarından yakalayamıyorsun kuşları. Tren sessiz gidiyor rüya ülkelerine.</p>
<p>Karanlık yağıyordu göklerden. Soğuk ve ıslak… Yerden karanlık fışkırıyordu, çamur gibi. Mezarlar arasından yürüyordum, düşe kalka. Bir ışık parıldadı gözbebeklerimde. Işık bir kulübeden geliyordu. Koştum. Kapı açıktı ardına kadar. Ama kulübe boştu. Bir avuç soğuk kül vardı ocakta. Belli ki zavallı yolcu sarhoştu.</p>
<p>Söz zehirli bir kama. Ama kelimelerin gönülde açtığı yarayı ancak kelimeler iyileştirebilir. Aşil’in kılıcı gibi söz. Kelimeleri ciddiye almamalı. Bir avuç konfeti onlar. Günlerin rüzgârı hepsini alır götürür. Bir rebabın tellerinden dökülen ses ne kadar rebabsa, kelime de o kadar insan. Kelime şuurun güneşinde eriyiveren bal mumundan düşüncelere giydirdiğimiz elbise. Kelime sinen, şahlanan, kanatlanan, kâh uçuruma atılan, kâh ufuklara süzülen rüya mahlûklarının boyunlarına takmak istediğim kement.</p>
<p>O sözleri söyleyen ben miydim? Hatırlamıyorum hiç birini, unuttum. Kaldım derinlerde, çok derinlerde, diplerde. Dalgınım o günden beri. Kendime kızmıyorum bile, nefret ediyorum. İğreniyorum. Hiç bu kadar yerin dibine girmiş, bu kadar aşağılık hissetmedim kendimi. Bir çocuk gibi başımı öne eğip küçük gözyaşlarıyla azarlanmak istiyorum. Hakaret duymak istiyorum senden, bir dolu hakaret. Ama yine göğsüne sokulmak, senin olmak istiyorum.</p>
<p>Gülüm, ne bir telefon açıp konuşmaya ne de bir mesaj atıp özür dilemeye cesaretim var. Dedim ya hiç bu kadar aşağılık hissetmedim kendimi. Aklıma hiçbir şey gelmiyor, ne bir doğum günü sürprizi ne de bir özür dileme. Ben o akşamda kaldım, o lanet olası hiçbir zaman hatırlamak istemeyeceğim akşamda.</p>
<p>Ya bırakalım o gece hiç yaşanmamış gibi devam edelim ya da sen beni bırak o gecede kalayım, her gün o anı yaşayayım. Kendimi affeder miyim bu yüzden, çok eminim. Asla. Ama senden af diliyorum.  Anlatacağım nice hikayeler adına.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseyinerkmen.com/iyiki-dogdun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hikaye dinlemek istiyorum</title>
		<link>http://www.huseyinerkmen.com/hikaye-dinlemek-istiyorum/</link>
		<comments>http://www.huseyinerkmen.com/hikaye-dinlemek-istiyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 19:53:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Erkmen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye anlatmak]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye dinlemek istiyorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinerkmen.com/?p=197</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlarla bağlantı kurmanızı sağlayacak, vizyonunuzu görmelerini sağlayacak bir hikaye bulmak için vaktinizi ayırmalısınız. İnsanları harekete geçiren bir hikaye anlatmanın sırrı, özgün kaynaklardan gelen bir şeyler söylemektir. “I have a dream” (Benim bir hayalim var) cümlesini okumakla, bunu Martin Luther King’in söylediği görüntüleri izlemek nasıl farklıysa, sizlere bir vizyon hikayesi örneği  vermem de yazı sözcüklerin tek boyutluluğu ile sınırlanmış durumdadır. Vizyon hikayeleri kağıt üzerinde çok bayat görünürken heyecanla dile getirildiğinde en çok tezahürat toplayabilecek olanlardır. Vizyon hikayeleri kolayca bağlamdan koparılabilirler. Bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="Hikaye" src="http://www.huseyinerkmen.com/wp-content/uploads/2009/12/hikaye.jpg" alt="" width="300" height="450" />İnsanlarla bağlantı kurmanızı sağlayacak, vizyonunuzu görmelerini sağlayacak bir hikaye bulmak için vaktinizi ayırmalısınız. İnsanları harekete geçiren bir hikaye anlatmanın sırrı, özgün kaynaklardan gelen bir şeyler söylemektir. “I have a dream” (Benim bir hayalim var) cümlesini okumakla, bunu Martin Luther King’in söylediği görüntüleri izlemek nasıl farklıysa, sizlere bir vizyon hikayesi örneği  vermem de yazı sözcüklerin tek boyutluluğu ile sınırlanmış durumdadır. Vizyon hikayeleri kağıt üzerinde çok bayat görünürken heyecanla dile getirildiğinde en çok tezahürat toplayabilecek olanlardır. Vizyon hikayeleri kolayca bağlamdan koparılabilirler. Bir vizyon öyküsünü hakkıyla anlatmanın en büyük güçlüğü, bağlamdan ayrılma ve aptalca algılanma korkusudur. Vizyon cesaret ister.</p>
<p>Yeni kurulan bir şirketin CEO’su, çalışanlarında vizyonunu aktarmak için ressam Vincent Van Gogh’un hayat hikayesini kendi yorumuyla anlatmayı tercih etmişti. Kendilerini “bir grup çılgın yazılım sanatçısı” olarak algılayan yirmi küsur çalışan için Van Gogh çok çekici bir figürdü. Van Gogh kaçığın biri olabilirdi ama azim ve dehası sayesinde günümüzde değeri milyon dolarları bulan eserler yaratmıştı. Hikayeyi anlatan CEO, milyon dolar kavramının da karşısındakileri etkileyeceğini biliyordu. Van Gogh parasız kaldığında ve akıl hastanesine kapatıldığında ağabeyinin onu desteklediğinden bashetmişti. Bu hikayenin özünde söylemek istediği, en sonudna onların özverisi ile kendisinin vereceği destek ve toplumdan dışlanma gibi faktörlerin bileşiminin anlamlı (ve karlı) bir sonuç orataya çıkartacağı idi. Eserlerinin değeri anlaşıldığında Van Gogh’un çoktan ölüp gitmiş olduğundan sa, elbette, hiç söz etmemişti. Zaten mesele de bu değildi. Bu hikaye yazılımcı bölüğünü harekete geçirmişti. Onların üzerinde etkili olmuştu. Görünmez olanı, en azından zihin gözleriyle görmelerini sağlamıştı. Bütün ofis Van Gogh resimleri ile kaplandı. Pek çok çalışan bir favori resim seçmişti ve zor anlarda o resim sayesinde işini sürdürmeyi başarıyordu. Gerçek bir vizyon hikayesi insanlarla böyle bir bağ kurmalı ve bugünün hayal kırıklıklarının üstesinden yarına dair umutlar besleyerek gelmelerini sağlamalıdır.</p>
<p>Çok sevdiğim bir arkadaşım bana bir vizyon hikayesi anlatmıştı.(İkimiz de hikayeyi ilk nerede duyduğumuzu hatırlamıyoruz.) Adamın biri üç kişinin çalıştığı bir inşaat sahasına gitmiş. Birinci adama sormuş: ‘Ne yapıyorsun?’ Adam cevaplamış: ‘Tuğlaları diziyorum’. İkinciye sormuş: ‘Ne yapıyorsun?’ Adam cevap vermiş: ‘Bir duvar örüyorum.’ Çalışırken bir şarkı mırıldanan üçüncü adama gitmiş ve sormuş: ‘Ne yapıyorsun?’ Adam ayağa kalmış ve gülümseyerek cevap vermiş: ‘Bir katedral inşa ediyorum.’ İnsanları derinden etkilemek istiyorsanız, onlara kendi katedrallerini inşa ettirecek bir hikaye sunmalısınız. Vizyon hikayesi tüm parçaları, özellikle de mücadeleleri ve hayal kırıklıklarını bir araya getirip anlamlı bir bütün ortaya çıkarmalarını sağlar. Hayatımızı bir amaç uğrunda ve anlamlı bir şekilde geçirmek istiyorsak kendi kendimize mücadelemizi anlamlandıracak bir vizyon hikayesi anlatmalıyız. Bir sonraki bölümde bir adamın kendi ruhunu beslemek için bir vizyon hikayesin arayışını ve sonunda etrafındakiler için nasıl bir ışık kaynağı haline geldiğini göreceksiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseyinerkmen.com/hikaye-dinlemek-istiyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
