Reklamların çoğu, reklam gibi görünür. Yani çoğu reklam aynı görünür. Çoğu reklam gözden kaçar. Bu yüzden benim tavsiyem herkes zikzak yaparken sizin zakzik yapmanızdır. Reklam gibi olmayan reklamlar yapmaya çalışın. Bilhassa rakiplerinizinki gibi reklamlar yapmayın. Bir keresinde ödüllü bir çalışmasını gördüğüm İngiliz metin yazarı Jay Furby durumu şöyle açıklıyor: “Her kategorinin (nasıl görünmesi gerektiğine dair) yazılı olmayan reklam kuralları vardı. Bunu ancak cesur bir müşteri yıkabilir, ama öne çıkmak için de bunu yapmalısınız.”

Saatchi çalışmaları gösteriyor ki reklam kokan bir reklam;

  • Modern gözlerce elimine ediliyor,
  • Yirmi birinci yüzyıl beynince inanılmıyor,
  • Yaralı ve şüpheli izleyicilerce hor görülüyor.

Üretken yazar ve Singapur Batey’in eski kreatif yönetmeni Jim Aitchison da aynı fikirde: “Bir reklam ne kadar az reklam gibi görünürse, o kadar çok fark edilir.”

New York Kirschenbaum Bond & Partners’tan Bill Oberlander, Aitchison’ın Cutting Edge serisinde şunları söylüyor: “Tüketiciler reklamdan nefret ettiği için, köşesinde logo olan bir sayfa dergiyi alma nedeni olarak görülmüyor. Sayfayı daha hızlı çevirmeleri için tetikleyici görevi görüyor.”

Avustralya’nın ünlü yazarı ve Principals’ın kurucusu Jack Vaughan da; “Daha büyük logolar reklamı sadece daha reklam kokutur ve kabul görmez” diyor.

Logo = logosuz mu?

John Fraim, Friendly Persuasion’ı yazdığında bir şekilde ileriyi görmüş: “Reklamcılığın en güçlü hali reklamlar bulundukları arka fondan ayrıt edilemediklerinde gerçekleşecek.”

İşin aslı şu ki; reklamınızın mesajı, gerçeklikle rekabet ediyor. Reklamınız yalnızca diğerlerininkinden daha ilgi çekici olmakla kalmamalı. Çevresindeki yazılar veya programlardan daha hızlı cezbetmeli. Daha da önemlisi, reklamınız hayatta dikkatimizi çeken diğer şeylerden daha ilginç olmalı.

The New Yorker’ın kurucusu ve ilk editörü Harold Ross ekibine şunu öğütlemişti: “Komik olamıyorsanız, ilginç olun.”

Daha da iyisi, her ikisi de olun.

No related posts.